
Küçüklükten beri lunaparklardan acayip tırsarım. O korkunç trenler, absürd oyuncaklar.. hatta palyaçolar bile bana ayrı bir korkunç gelir; hele ki Sanitarium oynadıktan sonra… Birkaç kez hızlı trene binme teşebbüsüm olmuş, fakat bulanmakta olan bir mideyle inerek treni icat edene, treni bu kadar hızlı yapana, yer çekimi kanunu bulana, aşağıdan surat ifademe gülen o insanlara lanet okuyarak bir daha binmeye tövbe etmiştim. Ancak 6 yıl önce bu tırsak yapı ve lunaparklar hakkındaki alışılagelenin dışındaki düşüncemi etkileyen bir şey olmuştu; Rollercoaster Tycoon adında.
O, bakınca üzerime gelen, binince içimden bir şeyler koparan trenleri yönetmek ve ziyaretçilere istediğimi yapabilmenin verdiği özgürlük duygusuydu bu oyunu ayrı yapan ve kalitesiz yapımlarla ismi kötüye çıkmış “tycoon” türünün en başarılı isimleri arasına sokan. İsterseniz bir ziyaretçiyi alıp ufak su huzmesi içerisine bırakabiliyor ve “boğuldu” mesajını ekranda görmek için bekleyebiliyor, isterseniz de yaptığınız trenin sonunu getirmeyerek toplu katliamlar gerçekleştirebiliyordunuz, ya da sadece ben böyle şeyler yapıyordum; zira oyun böyle sadist amaçlar taşıyan bir yapım olmaktan öte çok uysaldı. O ana kadar işlenmemiş, veya işlenememiş lunapark yöneticiliği temasını çok başarılı bir şekilde işleyen Rollercoaster Tycoon, her ne kadar ardından gelen ek paketimsi 2. oyunla karizmasını çizdirdiyse de 3. oyunla çok daha farklı bir çehreye bürünerek geri döndü, hem de ne dönüş!
Serinin müdavimlerinin bildiği, Rollercoaster Tycoon ismini yeni duyanların haberinin olmadığı üzere başarılı serinin 3. oyununun en büyük yeniliği; tamamen 3 boyutlu bir motor kullanılarak hazırlanmış olması. 2 boyuttan ibaret ilk 2 oyunun aksine tamamen 3b olan oyunda bu sebepten dolayı kamerayı istediğiniz açıya döndürebiliyor, ekrana istediğiniz kadar yakınlaşıp uzaklaşabiliyorsunuz. Gerçekten insanın içini ısıtan ve “ah orada ben de olsaydım” şarkılarını söyleten grafikler, günümüz teknolojisinden nasibini aldığı için hem göz alıcı, hem de hafiften sistem kasıcı. Yansıma efektleri, ziyaretçi ve tren görünümü, arazinin ayrıntılı yapısı ve dahasının bileşimi, göz alıcı parklar yaratmanıza imkan tanıyor. Günümüz oyuncularının bir oyunda en çok önem verdiği şeylerin başında gelen unsur olan grafiklerin sağlam olması, oyunun daha en başından bir artı kazanmasına sebep oluyor.
Her ne kadar detaylı ve en ince detayına kadar kafa patlatılmış olsa da serinin ilk iki oyunu birçok mantık hatası ile doluydu, örneğin parkınızda grup olarak, ailecek, veya sevgilicek (?) gezen kimse göremiyordunuz; herkes yalnızları oynuyordu. Bu göze batan eksi çok başarılı olduğunu düşündüğüm karakter sistemi ile giderilmiş neyse ki. Çeşitli yaş gruplarının kendi yaşına, boyuna ve kilosuna uygun olarak hareket ettiği parkınızda bu sayede ziyaretçiler arasında gerçekçilik had safhaya çıkıyor. Örneğin gençler genelde grup halinde veya kız/erkek arkadaşlarıyla parkınızda dolaşırken küçük çocuklar annesinin elini kesinlikle bırakamıyor. Yaşlı kesim ise daima büyük trenlere bakarak “biz sizin yaşınızdayken…” muhabbetleri yapıyor ve daha “hafif” oyuncaklarınıza binmekle yetiniyorlar. Sadece yaşa göre de değil, “Rollercoaster” olarak adlandırılan hızlı trenlere binmek için boyunuzun da belli ölçüleri tutması gerekiyor; tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi.
Eski oyunları oynayanlar bilirler, bölüm sayısı fazla olmasına karşın hemen hepsinin yegane amacı park değerini belli bir yere getirmek, ziyaretçi sayısında abartmak veya park reytingini yüksek tutmaktı; ancak Rollercoaster Tycoon 3 bu çeşitsizlik sorununu aşmış. Gerçekten birbirinden çok farklı ve kesinlikle başarılı bölümlere sahip oyunda senaryolar 3 adet zorluk seviyesine ayrılmış. İlk ve ulaşması çok kolay zorluk seviyesi olan Apprentice’in şartlarını yerine getirirseniz bir sonraki parkı oynama imkanına kavuşabiliyorsunuz.
Size:25 Mb
DOWNLOAD:
Oyunlar hakkinda yorumlar